Avrupa’da neler oluyor?

Gündemi az çok takip eden herkes Avrupa’da ırkçılığın ve faşizmin yükselişte olduğunu biliyordur. Hem de öyle bir yükseliş ki artık terörizm boyutunda. Zira her yıl binlerce insanı etkileyecek şekilde evler kundaklanıyor, ibadet alanlarına saldırılar düzenleniyor ve hatta bazen güpegündüz insanlar öldürülüyor. Bir insanın günlük hayatını mahveden ve her anını korku ile geçirmesini sağlayan tehditleri saymaya bile gerek yok.

Ancak bugün The Wall Street Journal‘da denk geldiğim bir haber açıkçası beni korkuttu. Korkuttu, çünkü meselenin ne raddeye geldiğini gördüm.

Dün, yani 12 Kasım 2017 Cumartesi günü Polonya’da yaklaşık 60.000 kişi ulusal bayramı kutlamak üzere toplanmışlar. Ancak bu toplanan 60.000 kişi, toplumun her kesiminden veya en azından geniş diye tanımlayabileceğimiz bir kesiminden toplanan kişiler değiller. Tamamı ya aşırı sağcı, ya faşist, ya ırkçı veya en azından bu tarz kişilerle birlikte olmaktan ve anılmaktan rahatsız olmayanlardan oluşuyor.

Haberi ve orada toplanan kişilerin görüşlerini okudukça dehşete kapıldım. Neden mi? İlk önce bir araya gelme nedenlerinden başlayayım:

Daha az Müslüman ve Yahudi’nin yer aldığı, saf bir Polanya.

İşte bunlar da yürüyüş sırasında taşıdıkları bazı pankartlar:

Beyaz Avrupa

Saf Kan

Avrupa Beyaz Kalacak

Üstelik bu yürüyüşe katılanlar sadece Polonyalılar değil; İspanya, Macaristan ve Slovakya’dan da katılımlar olmuş.

Yürüyüşe katılanlardan bazıları ise kendilerini faşist veya ırkçı olarak tanımlamamakla birlikte, yürüyüşe hakim olan sese ve ana fikre karşı olmadıklarını belirtmişler.

Peki hükümet veya yöneticiler neden böyle bir yürüyüşe, hadi yürüyüşü ulusal bayram adına yapıldığı için geçelim, neden böyle pankartlar taşıyan kişilere ve organizatörlerine izin verdiler? Cevap son günlerde saçma sapan bir hâl alan fikir özgürlüğü. Zira yürüyüşün gerçekleştiği Varşova (Warsaw) şehrinin yetkililerinden birisi, her ne kadar kendi çocuğunun böyle bir yürüyüşe katılmasına izin vermeyeceğini söylese de, organizasyonun tüm yasal gereklilikleri yerine getirdiğini ve bu nedenle de izin verildiğini söylemiş.

Anlaşılan yetkililer bu yürüyüşün nefret söylemi yaymadığını, vatandaşları arasında etnik köken veya inanç kaynaklı ayrıma ve şiddete neden olmadığını düşünmüş ve o kategoride sınıflandırmışlar. Yaşasın fikir hürriyeti!

Avrupa inanılmaz derecede karışmaya başladı, sadece bu yürüyüşün geçmişine bakarak bile bunu söylemek mümkün. Zira 2009’dan beri düzenlenen bu yürüyüşe, son bir kaç yıl hariç, sadece birkaç yüz kişi katılmakta imiş. Ancak son yıllarda bu rakam 10 binlerde…

Yürüyüşe katılanlar veya benzer fikirde olanlar arasında ise komplo teorileri zirve yapmış durumda, hem de bizim memleketteki en baba komplo teorilerine dahi şapka çıkarttıracak cinsten. Söylediklerine göre Avrupa Birliği ve Komünistler ile birlikte çalışan Yahudi para babaları Suriyeli mültecileri bilerek Avrupa’ya gönderiyorlarmış, böylece nihai amaç Müslümanlarla birlikte şeriat kanunları ve eşcinselliği ülkelerine getirmekmiş.

Tabi buna karşı dileklerini yürüyüş sırasında bir köprüye astıkları pankartta yansıtmışlar:

Duamız İslam holokostu için

Yani Nazilerin Yahudilere yaptıkları soykırımın benzerinin Müslümanların başına gelmesini diliyorlar (gerçekten de şiddete çağrı yok bu yürüyüşte değil mi?).

Büyük sürpriz ise yeni sloganları. Bu yıl itibariyle yaklaşık olarak tek isteğimiz Tanrıdır (…we want God…) şeklinde çevirebileceğim yeni bir slogan edinmişler, slogan nereden mi çıkmış? Mevcut Amerika Birleşik Devletleri başkanı Donald Trump’ın geçtiğimiz sene aynı meydanda Polonyalılara yaptığı bir konuşmadan. Konuşmaya göz gezdirilirse aslında bu yürüyüşe fikir babası seçilmekle ne kadar doğru bir karar verildiği de görülecektir.

Bu arada, kuzey Amerika’da sadece beyazların yer aldığı bir ülke kurma amacında olan ve bu nedenle 26 Avrupa ülkesi tarafından yasaklanan Richard Spencer isimli şahıs da bu yürüyüşe davet edilmiş.

Peki Polonya’da karşıt görüşte olan kimse yok mu? Elbette var. Ancak önceki yıllarda aynı yürüyüşte çıkan olaylar, polis müdahelesi ve biber gazlarından sonra birçoğu sinmiş durumda ve artık evlerinden çıkmıyorlarmış.

Resmi daha da karamsar hale getiren şey ise buna çok benzer hareketlerin diğer komşu Avrupa ülkeleri olan Slovakya, Macaristan ve Çekya gibi ülkelerde de benzer durumda olması ve hatta paralel görüşteki partilerin bu ülkelerin meclislerinde sandalye sahibi olması.

Polonya’nın resmi (devlet destekli) TV kanalları ise, neredeyse her akşam haber bültenlerinde Avrupa’daki müslümanlar tarafından işlenen suçlara ağırlık vererek yangına körükle gidiyorlar. Polonya devlet televizyonu mezkur yürüyüşü ise “vatanseverlerin büyük yürüyüşü” olarak duyurmuş.

Fay hatları gerginleşiyor ve hatta çatlamaya başladı bile. On yıllardır hümanizm, eşitlik, demokrasi, özgürlük gibi cicili kavramların hâmisi olma iddiasındaki Avrupa artık, yavaş yavaş bile denemeyecek kadar hızlı bir şekilde, asıl karakterine bürünmeye ve kişiliğini açığa çıkarmaya başladı.

Amerika mı? Amerika yukarıda bahsi geçen Avrupa’nın gayr-ı meşrû çocuğudur…

Bir Cevap Yazın