Modernite hızarı…

Bugün, her gün yaptığım üzere Medium’da gezinip okunası içerikleri incelerken güzel bir paylaşımla karşılaştım. Bu paylaşımın ilk olarak dikkatimi çekmesinin nedeni kapak görseli olarak Semerkand’dan bir görüntüye yer vermesiydi, algıda seçicilik yani…

Rus fotoğrafçı ve kimyager Sergey Mikhailovich’in, 1905 ve 1915 yılları arasında Rus İmparatorluğu’nu renkli fotoğraf ile belgelediği bir sergi Amerika’da (US Library of Congress) düzenlenmekte imiş. Tabi söz konusu 1905 ve 1915 yılları arasındaki Rus İmparatorluğu olunca, fotoğrafa konu olan insanlar ve mekanlar da kadim Asya toplulukları oluyor. Yani Türkmenler, Kırgızlar, Ermeniler…

[Man with camel loaded with packs] (LOC)

(Çuvalların yüklendiği deve ve adam)

Fotoğrafları özel kılan unsurlardan birisi de Rus fotoğrafçının uyguladığı teknik… Özetle görüntü 3 adet farklı fotoğraftan oluşuyor; bir tanesi kırmızı filtre ile, bir diğeri yeşil filtre ile ve son olarak da mavi filte ile. Bunları bir araya getirince de bakmaya doyulmayan fotoğraflar ortaya çıkıyor, ancak bence fotoğrafları özel yapan tekniğinden daha çok ortam ve insanlar…

[Tüm sergiyi Flicker üzerinden görebilirsiniz]

Fotoğraflara büyük bir merakla bakarken birden içimin sızladığını hisettim.

Mullah with his female students near the Artomelinskaia mosque in  Artvin (LOC)

(Öğrencileri ile birlikte bir molla, Artvin)

Hızla modernleşen, küreselleşen, kapitalistleşen dünya ne kadar da sıkıcı bir yer olmaya başladı. Artık herkes, heryer, zaman ve mekan birbirine benzemeye başladı. Üstelik son kalan farklılık kırıntıları da hızla yok oluyor. Modernleşme bir hızar gibi tüm farklılıkları, tüm kıymıkları alıp götürüyor, herkesi ve her yeri eşitliyor; nizamî, eşit boyda ve ende kalaslar haline dönüştürüyor bizi.

Bugün ortalama bir Ermeni, Türkmen, Azerî, Kırgız, Rus, Hollandalı aile bir araya gelse; acaba kılık kıyafetlerinde, ev mobilyalarında, oturdukları sokakların genel yapısında, evlerin genel mimarisinde ve malzemesinde büyük farklılıklar görmek mümkün mü?

Veya bugün tatil için Frankfurt’a, Barcelona’ya, Ankara’ya, Prag’a, Milan’a, Bakü’ye, Moskova’ya, Amsterdam’a gitseniz acaba şehirlerin modern zamanlarda yapılan kısımlarında, çarşısında, pazarında çok şaşıracağınız bir şeyi görmek mümkün mü? Her yerde Starbucks, McDonalds, Kentucky görmek mümkün… Hadi onları geçelim alışveriş yaptığımız dükkanlar, marketler, mağazalar hepsi aynı, hepsinde benzer düzen ve vitrinler, ürün yerleştirmeleri ve ürünler… Hangi şehirde olursan ol, uğra bir Zara mağazasına ve İstanbul’dan alamadığın veya bitmiş bir ürünü orada al ve kaldığın yerden devam et hayata.

Çok sıkıcı.

Kıyafetleri ile, örfü ile, adeti ile, geleneği ile, mimarisi ile, değerleri ile tüm hayatlarımız adeta bir hızarla eşit hizaya ve şekle sokulmuş kalaslara benzemeye başladı.

Ancak ben karar vereli çok oluyor, karınca kararınca da olsa buna elimden geldiğince ayak direyecek ve sahip olduğum farklılıkları ve zenginlikleri korumak için var gücümle çabalayacağım. Çünkü çocuklarımın kendi değerlerinden, inançlarından uzak; tek düze, sıkıcı bir dünyada yaşamasını istemiyorum.